suskun kız's profileHüzün Isgalinde Yüregim....PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    August 07

    MAVİ BİR ÖLÜM..

     
     
    Mavi Bir Ölüm
    yine sana sesleneceğim
    senin kim olduğunu hiç bilmeden, senin kim olduğunu en çok bilerek
    isyankar zambakların, çılgın nilüferlerin
    dört nala açarak kiraz çiçeklerinin, dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

    sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana
    sana oklardan değil, yaydan bahsedeceğim
    gülün dikenlerinden değil,
    gülleri ve dikenlerini doğurmaktan yorulmayan topraktan söz açacağım
    akan su gelmeyecek kelimelerime,
    suyu şefkatla kucaklayan sessiz taşların canını yakan damlaları
    dillendireceğim
    yine sana sesleneceğim, senin kim olduğunu hiç bilmeden,
    bilmek istemeden
    alaaddin'in sihirli lambasından çıkan cin, bana gelseydi
    ve ne dilersem dilememi isteseydi, hiç bir şeyi elde etmeyi dilemezdim
    bir şeyden vazgeçmeyi isterdim sadece
    hayatta bir şeyden vazgeçmem lutfedilseydi...
    bedeli herşeyim olsa bile
    sana seslenmekten vazgeçmek isterdim
    garip değil mi?
    sana seslenmekten vaçgeçmediğimi,
    bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de
    oysa sana seslenmek, bütün hesaplarımı gördüğüm bu dünyadaki
    tek geride kalmiş hesap benim için
    bu dünyadaki tek yük bu seslenişin kalbini avcumda tutabilmek
    kürek mahkumu için kürek ne ise, benim için de sana seslenmek o
    bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu
    öbür yandan bileklerimden sızan kanların,
    gönlümü işgale yeltendiği bir rotanın can suyu
    oysa ben sana küreklerden değil,
    gemiden bahsetmek isterdim!
    atalarım bana kadınlara gökyüzünü,
    gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler
    sen kürekleri, yağlı urganları,
    geceyi siyaha gömen fırtınaları ögretmeye calışıyorsun
    sana ellerimle dokunarak, gözlerimle okşayarak göstermek isterdim
    rüzgarla şişen beyaz yelkenleri
    ama senin vaktin yoktu
    ben bunu hiç anlayamadım
    kavminin kadınlari bana öğretmediler ki!
    bazı kadınların beyaz güvercinlerden daha çok siyah apoletleri
    sevebileceğini
    sana sesleniyorum
    ve gözlerim bileklerinden parmak uçlarına kadar toplanmış
    kan pıhtılarını seyrediyor
    kürekleri bırakmıyorum
    önce yücelttiğin, sonra terk ettiğin aşkın onuru için
    kalemi bir an elimden düşürmüyorum
    Ankara kalesinin önünde sana sesleniyorum
    benden kaçıp cennete gitmek isteseydin,
    seni cennetin kapısına kadar götürürdüm
    bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı
    cehennemle konuşurdum
    seni ona anlatabilirdim
    oysa sen ne cenneti isteyecek kadar aşk oldun
    ne de cehennemi isteyecek kadar ayrılık
    "seviyorum seni ama" dedin, "hoşçakal" diye ekledin
    "şimdi gitmeye mecburum, belki yine gelirim,
    umarım gelirim" son sözün oldu
    cennetin ve cehennemin dillerini,
    savaş mağaralarını ve aşk şiirlerini,
    gazelleri ve boleroları öğreten atalarım
    senin sözlerinin anlamını ögretmediler,
    hiçbir şey söylemedin gittin
    ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim
    dilsiz olanın yaşayabileceğini sen ögrettin bana
    ve kalemime ilk defa yaban gözlerle baktım
    yine, yeniden, sadece sana sesleneceğim
    müebbet bir aşk dışında bildiğim tüm duyguları terk edeceğim
    sana sesleneceğim yine
    seni sadece kuru bir sevgiyle değil
    derin bir hüzünle,
    binlerce yıllık bir gururla
    ve pervasız bir öfkeyle sevdiğimi duyumsuyor musun?
    mütevazi bir sevgiyle değil, küstah bir aşkla sevdim seni
    ben osmanlı gibi kollarımın yetışemediği bir aşkı
    kucaklamaya çalışırken
    sen köprülerin ülkesi venedikteki son sancağı
    kışın üşümemek için şal yaptın kendine
    neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde
    zaman geçtikce eksilir demiştin oysa
    atalarımın öğrettiklerine ters düşse de, sana inanırım bilirsin
    zamanla unutursun demiştin, niye daha derinleşiyor öyleyse?
    derinleşiyor özlemin ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları,
    coşturuyor ayrılık sözlerin
    öfkelerin kararlılığını aşka katık ederek konuşacağım
    bedenim bu dünyayı terk edene kadar
    öyle sanıyorum ki
    hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığım için
    benden uzun yaşıyacaksın
    benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne
    onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin
    küstah bir aşkla seveceğim seni
    ben savaş ve ölümle haşır neşir olan kelimeler dışındakileri
    unutmaya gayret edeceğim
    ömrümün geri kalanında
    sana sesleneceğim yine
    ben seni beyrut gibi sevdim ama
    sana ne Mağrib'i ne de Manhatten'ı anlatamadım
    Bağdat'ı ve Şam'ı işgale yeltenmişken
    venedikten gelen ihanet tarumar etti ordularımı
    sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana
    senin kim olduğunu hiç bilmeden
    ağlayan zambakların, dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
    senin kim olduğunu en çok bilerek
    kavmimin bana vaad ettiği tüm aşkları terk edeceğim
    müebbet bir aşk, sarı bir hüzün,
    kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım
    bu dünyayı terk etme müjdesi gelene kadar...
    hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydim keşke
    hüznümün beni aşan taşkınlığını
    gururumun binlerce yıl önce'den miras kalmış hoyratlığını
    öfkelerimin hiç bir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını
    anlayabilseydim, anlatabilirdim sana
    seninle yaşanan bir aşktan sonra
    ayrılığın ölüm bile olsa, MAVİ BİR ÖLÜM olacağını.
     

    ÖMER ÇELİK
     
     
     
    July 29

    Kaç bahar kaldıysa ömrümde benim o kadar umudum var...

     
     

    “Güzel olan hiçbir şey eskimez.” dedi dostum. İncecik bir sızı duydum, sustum...
    Gözlerimi kapayıp kana kana içtim kelimelerini. Eskimiyordu hiç, biliyordum...
    Senin gözlerimde hiç eskimediğin, eskimeyeceğin gibi...

    Ben seni bulmak için tüm dünyayı dolaşabilirdim ama sen buldun beni.
    Bende kaybettiğim beni... Uzansam sana, dokunmak bir şey değil yanmaktan korkuyorum.
    Korktukça kaçıyorum senden, kaçabildiğim kadar uzağa...
    Ne kadar uzağa kaçsam o kadar yanıbaşımda oluyorsun sonra...
    Ben de kalemimi elime alıp yazıyorum. Tükenmez kalemim tükeniyor,
    konuşan dilim lal oluyor, anlatamıyorum seni kağıtlara...

    Yaşam aşk rengine büründükçe dağlar hasrete yükleniyor. Dağlar taşır mı bu yükü bilmem ama ben eziliyorum hasretten. Aşkın tedavisi yok mu? Acılar çekiyoruz ve tel tel kopuyor hayat ellerimizden. Uzanıyorum, tutamıyorum kopan ipleri.Dur ve bak şimdi geçmişe. Neredeyiz? Başta mı, sonda mıyız, yoksa bu sokağın adı aşk çıkmazı mı?

    Her bahar bir başlangıç ve her güzel şey umuda yeni bir adım. Hadi çıkalım saklandığımız kuytudan. Sobelendik çoktan. Çıkalım ve geçen bahar gibi umudumuzu uçuralım kendi gökyüzümüzde bu baharda.İzin verelim martı seslerine, çekelim içimize çiçek kokularını papatya bahçemizde...Hadi çıkalım saklandığımız kuytudan ve kaçalım bu dünyadan..

    Yorulduk...Yıprandık...Ama her bahar umut demek hala...Umudum var ama yine de gözlerim yanıyor...Göz pınarlarım kuruyuncaya kadar ağlıyorum...Sonra yüreğimde ebem kuşağı çıkıyor. Her renkte seni görüyorum. Mavi hayallerimizi, sarı bizi ısıtan güneşi çağırıyor aklıma.

    Tut ki bu bahar da diğer baharlar gibi bitsin. Ne çıkar...Kaç bahar kaldıysa ömrümde benim o kadar umudum var...

    July 24

    oysa küçüğüm daha ben..

    Oysa küçüğüm daha ben öyle kolay kalkamam düştüğümde yerden ,hemen onaramam acılarımı kapatamam yaralarımı.Halbuki çok çabalıyorum düşmemek için sağlam basmaya çalışıyorum tutunuyorum birilerine ama küçüğüm ben dimdik duramıyorum işte..emeklesen olmuyor daha yürüyemezken koşmaya çabalıyorum ben..yaralarım var boyumdan büyük acılarım var kaldıramıyor küçük bedenim küçüğüm işte ben hayat neden anla mıyorsunki?herkes büyümeyi isterken ben açıkça söylüyorum işte KÜÇÜĞÜM BEN yorgunum mutsuzum umutsuzum oysa küçüğüm ben neden bana böyle davranıyorsun ki? senle olmak için çabalamıyormuyuz biz?hayatta kalmak için değil mi bunca uğraş?ozaman neden sende biraz kıymet bilmiyorsun..niye bu kadar acımasızsın silahımı indirip irademi geride bıraktığımda neden hep ssavaş başlatıyorsun neden hep beni güçsüz yakalıyorsun..ben kabul etmişken yenilgiyi neden ateşkes imzalamıyorsun?


    Herşey senin içinde sen neden benim için var olmuyorsun?neden ki bu düşmanlık naptım ki ben sana niye böyle küsüp gidiyorsun sonrada çok sert vuruyorsun..hiç ummadık bir anda şaşırtıyorsun bir anda yıkıyorsun..aslında herşeyi sen yapıyorsun ben sadece bakıyorum hayat?neden bana böyle davranıyorsun neden birazda beni dinlemiyorsun..birazda ben karar versem birşeylere mesela senin dediğin olmasa herzaman bu kadar bencil olmasan mesela hayat?


    Hayat...!!sıkılmadın mı artık birşeylerin hep senin istediğin gibi olmasından biraz da sen üzülsen biraz senin canın yansa mesela..gecelerce uyumasan sende senide birileri yaralasa hiçbişey senin istediğin gibi olmasa mesela ne olur ki sanki..?

    Bencil olma hayat daha çok küçüğüm ben savaşamam öyle kolay senle...
    July 04

    Kim o gözlerindeki aci....

     
     

    Şehre bardaktan boşalırcasına hüzün yağıyor.
    Gözlerimden çisil çisil yağmur
    Şehrin toprakları hasret kokuyor
    Bense topraktan yaratılmış aciz
    Daha bi sen kokuyorum yağmurdan sonra
    buram buram işliyor kokun
    yüreğimde tütüyorsun
    her yağmur sonrası
    Derin bir sızı ,beter bir iç ağrısı
    Gizli bir günahın gün yüzüne çıkışı gibi
    kanıyor içimdeki yara

    Ey benim gözleri hüzün bulutlum
    bakışların yağmur olup
    damla damla düşer yüreğime
    benim deli gönlüm
    sırılsıklam sana ıslanır
    ya senin gözlerinde yağmayı bekleyen
    o yağmur kim ,kimi ıslatır
    ve kimin canını yakar

    kim o gözlerindeki acı sevdiğim
    Ey benim adı dilime duam
    seni dualarını kim ıslatır
    kimdir aminlerinde
    gözlerinin hayalini yüzüne sürdüğün
    senin dua ne ise benim amin onadır
    ey benim ömrüm ,yürek sürgünüm

    Şimdi şehre her yağmur yağışında
    Ben sana ıslanıyorum
    iliklerime kadar işleyip
    içimi titreten sensin
    Ey benim yüreğimin ateşi
    senin yüreğine kim yağıyor şimdi...

    May 25

    Seni Sevdiğimi Biliyorum Sevgili

     

    Ağlamaktan yoruldu gözlerim.
    Ne olur mevsime düşen cemreler ve tomurcuklanıp çiçeğe dönüşen dallar adına gül artık...
    Sabahın erken saatleri ve dilimde gül deyişim... Burnumda gül kokusu. Gecelere sığmayan hüzünleri gündüzlerin potasında eriteceğim diye selamladım şafağı!
    Bu ilk sensiz baharım değil biliyorsun ve ikincisi olmakla da kalmayacak. Daha kaç bahar karşılarım sensiz? Bilmiyorum! Gecenin en kuytusunda, seni saklamaktan yorulsam da, aydınlıklar bile dinlenmeme imkân vermiyor ve yokluğun ağır bir yük olmuş olsa da.
    Karanlığı gecelerden toplamak biriktirmek ve gündüzlere serpiştirmek, yok etmese de var olanı. Gördüm, sevdim, yaşadım ve anladım. Sanırım artık yaşananlarla devam etme zamanım sevgili anladım.
    Baktım ki ölümün ardından herkes ağlıyor. Bir ilk yapalım dedim yüreğime. Biz onu hiç ölmemiş sayalım ve gülelim. Sen hangi yanımı öldürmüştün, ya da ben hangi yanını unuttum ve karar verdim, yokluğunda senin ben de benim sen de öldürdüklerime can vereceğim! Bu baharın renkleri ile boyayacağım hepsini. Bir cesedin resmi asla olmayacak bu yaşanmışlıkta. Bakma dizlerimin titrediğine sen. Korkudan değil o sadece heyecanımın yansıması! Yılgınlığımı yendim bu sabah ve haykırıyorum "ey şer-i vesveselerin gölgesi". Gözlerimdeki güneşe gücün yetmeyecek ve yok olacaksın.
    Ben bir yok oluyor, bir var oluyordum. Yokluğum "faili meçhul"lere yazılıyor, varlığım ise, meçhulün failini aramakla geçiyordu ya...
    Artık ne meçhul var ne faili. Ben başkaldırdım, baharda çiçeklenen dallar misali, ben başkaldırdım. Dağları delen Ferhat, çölleri aşan Mecnun, ateşi ehlileştiren Kerem misali...
    Ben başkaldırdım ve artık sevdamı sensizliğe haykırıyorum sevgili.
    Pılını pırtını toplayıp gidenlere inat, kalacağım zamanın en ortasında. Eksileri sildim, benim bakışlarım olacak bütün sevinçlerin artısında. Zaman mefhumunun efendisi olacak, bu yeni ömrün başlangıcı, bu sabah müjdelerle doluyum inan bana. İşte bundan dizlerimin titremesi.

    Bir bedende, bin duygu. Bir ruhta bin heyecan var ey sevgili... Şimdi, sende olduğun yerde, güneşe dön gözlerini ve sadece gülümse.
    Bil ki bu yazı, sensiz ikinci baharın resmi değil, seninle sensiz yaşayacağım tüm baharların resmi. Ben kara kışları yendim sevgili. Sendin ve hep sen olacaksın bundan sonra bütün baharlarımın ismi.
    Biliyor musun sevgili; "Bakışlarını derlemekmiş en iyi yaptığım şey, onlar şimdi cemre düşürüyor yokluğuna. Ve kaç bahar yaşıyorum gözlerimde kalan bakışlarınla sende beni düşün kalma kara kışlara"
    Beni sevdiğini bilmesem bile
    Seni sevdiğimi biliyorum sevgili...

     
     
    May 21

    NE OLCAK SANKİ NEEEEEEE...

     

    suan yanımdasın sanki yalnız değilim

    ben geldim der gibisin...

    fakat gördügüm bi serap belki

    çünkü sigaram elimi tutan sen değilsin

    akıp gitmektesin içimi yakan bir zehir gibi

     

    üzülsemde farketmez daha ölmüş değilim

    karalar bağlama yani...

    sigarayıda iki pakete çıkardım zaten

    hissiz bir kalbin içine çekiyorum her nefesi

    kanımı zehirleyen sevdan gibi

     

    ben seçtim bu sevdayı pişman değilim

    vicdanın rahat olsun yani...

    herşeyden sıkılmısım zaten

    parcalanmış kalbim daha ne kadar kanarki

    bunlar kaybolmus bir insanın belkide son sözleri

     


    her gece ağlıyorum sadece, üzgün değilim

    sen boşver üzülme yani...

    ağlar ağlar avunurum ne olcak sanki

    çek git diyor şeytan, giderim buralardan belki

    gittigimde kal diyenimmi var sanki

     

    bu kalpte tek sen varsın, çıkarıp atacak değilim

    acı çekmeye de alıştım yani...

    sevdan dipsiz bir ucurum değilmi sanki

    bir gün dibine düşerim belki

    acımı gören varmı sanki

     


    diyorsun ya eski seni istiyorum, ben eski ben değilim

    hiç arama boşver eski ben öldü yani...

    yenisi ölmeyecekmi sanki

    bir gün gözlerine bakar ellerinden tutarım belki

    bu hayal değilmi beni yaşatan sanki

     

    ben seçtim bu sevdayı pişman değilim

    günahıyla sevabıyla suçlusu benim yani...

    çok çok sonu ölüm değilmi sanki

    bir gün dizlerine yatar, gözlerine bakarım belki,

    bu hayal için yaşamaya değmezmi yani?

    olmasanda yanımda sensiz değilim

    seni sensiz de yaşıyorum yani

    acımı kalbime gömdüm, basım dönüyor sanki

    işte sigaramdan bir nefes daha alıyorum

    sensizlige ilaç olacak sanki...

     

    May 19

    Umudu hatırlatsın diye anlat...

     
     
    Aşık olamamayı anlat aşık olmuşa, anlatki yaşadığının adını koyabilsin..

    Ölmeyi anlat
    yaşamayı bilmeyene....

    Gönül gözüyle görmeyi anlat gördüğünü zannedenlere..

    Yada kör olmayı anlat herşeyi görüpte acı çekenlere

    Kalbi pas tutmuşa sevmeyi anlat...

    Ağlamayı onur sayana gözyaşındaki asaleti anlat...

    Hürriyeti anlat hapistekine....

    Kuşları bile avlayana vicdanı anlat....

    Hayatın güzel renklerini anlat siyahı anlam bilene...

    Afrikadaki bebekleri anlat offff çekmeyi bilmeyene...

    Sonsuzluğu anlat sınırları olanlara....

    Koşmayı anlat yürümeye üşenene...

    Anlamları çoğaltıp boğmayı anlat hayatının anlamının olmadığını düşünene...

    sevabı anlat günahkara....

    Sevabın birazda tadını anlat ot gibi yaşayana


    Kelimelerin gücünü anlat susmayı maharet sayana...

    yada susmanın bazen bilgece göründüğünü anlat boş konuşana...

    Hacivatı anlat karagöze, anlat ki yarım olduğunu anlasın onsuz...

    Ağaca kuşları anlat, kimlere ev sahipliği yaptığını bilsin...

    Güvenmeyi anlat insana, dost aramayı bırakıp birilerine dost olabilsin....

    Gururun ne kadar yüksek bir tepe olduğunu ve çıktıkça ne kadar alçalacağını anlat...

    Aldatana gerçekte aldattığının kendisi olduğunu anlat, anlatki kendi kendini hançerlediğini fark etsin...

    Gülü hatırlatsın diye dikeni anlat, belkide dikeni hatırlatsın diye gülü ...

    Elbet biryerlerde seni anlayan mutlaka birinin olduğunu anlat, yanlış anlaşıldığını zannedene...

    Zamanın kıymetini anlat hoyrata..

    Yüreğinin ta içini anlat anlamayana

    anlat ki seni değil yüreğini tanısın

    Sevdayı anlat yüreği nasır tutmuşa anlat ki geri kalan ömrünü gerçekten yaşasın...

    Umutsuza güneşi anlat, anlat ki her karanlığın sonu bir aydınlığa gebedir bilsin...

    gözlerle değil yürekle bakmayı anlat gözleri görmeyene,
    anlat ki
    gerçek marifet aynada değil aynaya bakanda onu anlasın...

    May 15

    Kalmak Ağır geldiğinde GİTMELİ İNSAN,

     
     


    Kalmak Ağır geldiğinde GİTMELİ İNSAN,
    Bırakıp ardında hayatın anlamlarını
    Yol almalı kendi bilinmezliğine doğru,
    Hep ağır gelir ama doğruyu söyler yürek..
    Güneş batmadan aşmalı bu yüzden,..
    Hasretin yamaçlarını...

    Vakti geldiğinde gitmeli insan
    Unutup tüm amaçlarını
    Kalmak ağır geldiğinde gitmeli insan,
    Uzanıp sevda kıyılarına sarılmalı güneşe
    Günlerce yatmalı, günlerce kalmalı,..
    Yıllarca yanmalı..
    Yakmalı hasretin her çeşidini.
    Savurup küllerini denize
    Kaçmalı...

    Vakti geldiğinde gitmeli insan
    Öte diyarlara uçmalı.
    Gelip oturmuş yüreğinin tam da ortasına..
    Durup, gitmesede , duymaz..
    Duygu kimin?, sevda kimin?
    Ezilmiş altında kanayan yürek kimin?..
    Durdurup, bak desen bakmaz.
    Kalmak ağır geldiğinde gitmeli insan...

    Ne güzelde bakıyor güneş sımsıcak,
    Yüzü gülüyor aynasında tüm şehrin.
    Bu neyin manasıdır ki;
    Birazcık naz yapıpta dur diyemiyor yüreğin..
    Havası kapkara olmalı artık,
    Kalbi siyaha boyanmış bu şehrin.
    Ekmeği kara , suyu kara...

    Vakti geldiğinde gitmeli insan..
    Bırakıp yüreğini uzaklara..
    Her şey durulur belki ve vurulur sevgin..
    Kaybolur hasret yok olursun sen.
    Ağlamak sızlanmak fayda etmez artık
    Çevirip gözlerini arkaya bakmak olmaz
    Sığmıyorsa için içine olduğun her an..
    Öyle bir başına kalmak olmaz...

    Kalmak ağır geldiğinde gitmeli insan...

    May 06

    Aldandık..

     
     
     
                bir aldanışın esiri oldum.
    hayallerim bir yana dağıldı gerçeklerim başka bir yana
    çeliştim kendimle hangisi doğru dedim içimden
    doğru olan belliydi aslında
    ama yanlış öyle çekici geldi ki bir an
    dayanamadım attım kendimi yanlışların içine
    aldandım.
    aldanmaktan neredeyse zevk bile aldım.
    bile bile sevdim
    bile bile yaşadım her şeyi
    hayatımın gri rengiydi o
    bazen grinin içine beyaz kattım rengimiz açılsın diye
    bazense gri renge siyah kattım kimse görmesin onu diye
    bazen beyaz düşler yaşadık onunla bazense siyah gölgelerin
    Aldandık...

    bana yaşamak için bir neden söyle..

     
     

    yüreğimin duvarları arasında kefenledim düşlerimi.

    artık paylaşacak birşey kalmadığını bilmek o kadar acıttı ki beni. belki de bu yüzden keyifsiz kelimelerim.

    belki de bu yüzden ilk defa mektup yazıyorum.
    sahiplen...

    beni anlamak zordu, çözemedim kendimi.
    çözsem, sana kalmayacaktı anlamsızlıklar. beklediğim ne idi? bu bile yanıtsız bir soruydu sanırım...

    hicran düşüyor geceye denizin karasından.
    denize en çok ben kara kattım.
    sense kül...
    neyse, karıştırmayalım karayı külü...

    kalmıyor birşey arkamda ben giderken. senden aldıklarım olsaydı da onları bıraksaydım sana. kurumuş papatyalardan, kokusu hala saklı bir taç yapsaydın da bana, zarfın içine onu da koysaydım. ama yok, yok işte...

    sakladım seni içimde.

    senden izin almadım ama aldım seni ve gidiyorum.

    bir de gölgeler geliyor peşim sıra. hangisi aslım o da yanıtsız... ben, ben galiba dayanamıyorum artık... yok, bu öyle her zamankinden değil.

    keyifsiz bir gecede, söyleneekleri söylemeleri beceremeyip, ardımdan dualar okunarak gidiyorum...

    gel de toprak at üzerime...

    yorgunsan ve kolun ağrıyorsa eğer, bana yaşamak için bir neden söyle..

    ben giderken çaresiz, hasret olmasın yüreğine…

     
    May 05

    SeN üZüLmE..

     
     
     

    Sen üzülme bana sevgilim,

    idare ediyorum işte
    İttire ittire götürüyorum hayatı

    bilinmezliği ile...


    Sen üzülme suskunum diye.
    Söküklerini dikiyorum gecenin.
    Ay ile yıldızları birleştiriyorum,
    Gök ile güneşi,

    martılar ile denizi, güzel ile çirkini...

    Yaşam ile ölüm arasındaki bu maratonun
    Son finalini koşuyorum nefes nefese.

    Sen üzülme ara sıra ağlıyorum diye
    Adına yazdığım tüm şiirleri fırlatıp attım da denize
    O canımı yaktı biraz.... Yoksa iyiyim ben.

    Kızma bana gecenin karanlığına takılıp kaldım diye
    Merak etme; güneş bana da doğacak
    Beni de yakacak, içimi yeniden ısıtacak
    Denizin tuzu tenimi ısıracak
    Huzur; giyilmemiş bir elbise gibi
    Ruhumu sımsıkı saracak.

    Gelmek istersen yeniden bana
    Kapım açık tüm sevdalara
    Geleceğin zaman haber ver
    Ya da dokun yüreğime
    Gün ışığı aydınlığında...

    May 02

    ÖLÜYORUM YALNIZLIĞIN KOYNUNDA...

     

    Sessizlik yırtıyor sensizliği…

    Haykırıyor ‘aşk’ suretime...
    Düşmüyor ne bir çığlık ne de bir damla yüreğimden !

    Lakin ağlıyorum, yalnızlığın koynunda…

    Geceler kuytu…Ürkek…Saklı…Hüzün…
    Geceler ‘sen’…

    Ve uykular, sen gibi acımasız düşlerime…

    Yine de ben,
    Her geceye yağmur misali düşürüyorum seni…
    Çağırıyorum hüznü mabedime…
    Ve içiyorum seni, yokluğunda susamışken kadehler…
    Doluyorsun yavaş yavaş ömrüme…

    Oysa, bu gece de düşüyor gözümden…

    Ve,
    Çırpınıyor nefesim boğazımda…
    Soluğum iki kelime arası tıkandı…
    Düşmüyor ne bir elveda ne de bir merhaba dilimden !

    Lakin ölüyorum, yalnızlığın koynunda...

    April 03

    ÜŞÜYORUM..(MUHSİN YAZICIOĞLU)

     

     
     

     

      ÜŞÜYORUM
    Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
    Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
    Gözlerim parke parke taş duvarlarda
    Açılıyor hayal pencerelerim
    Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
    Kekik kokulu koyaklardan aşarak
    Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
    Bir çeşme başı arıyorum
    Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
    Mis gibi nane kokuları arasında
    Ruhumu dinlemek istiyorum
    Zikre dalmış her şey
    Güne gülümserken papatyalar
    Dualar gibi yükselir ümitlerim
    Güneşle kol kola kırlarda koşarak
    Siz peygamber çiçekleri toplarken
    Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
    Huzur dolu içimde
    Ben sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
    Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın
    Beton çok soğuk, üşüyorum..

    Muhsin YAZICIOĞLU


    bloem24

     
     

     

    March 12

    Şimdi sen; ne zaman dokunsan bir üçüncü tekile ; benim parmaklarım acıyor

     
     

    Parmaklarım acıyor…

    Durdurulmak üzere konumlandırılmış bir zaman ortası bu;
    kıyasıya yırtılmış bir zaman…

    Şimdi ben kim miyim?
    Hiçbir şeyin olmaya yüz tutmuşken
    tavan arasına sıkışmış gözlere sahibim…
    Sana dair ufak tefek detaylara takıldığım bir an daha.
    gün geçtikçe daha çok sorgular oldum söyleyemediklerimi.

    Bıraktım sonra ucundan tutmayı ardı sıra düşlerimi
    ben; kalakaldım..
    bir aşkın farkıydık biz..

    Bilinçaltı zorlayıcı alıştırmalar yaptım gittiğinden bu yana
    olur da bir gün karşılaşırsak diye...
    Her seferinde yeni kelimeler ekledim
    rüyalarımda bile farklı çıkıyordu cümle bitişlerim
    bense hep hatırlamayı denedim.


    Gidişinden beni çıkartıldım sonra
    seni verdiler sonucunda avuçlarıma
    giderken eklemeyi unuttum beni sana...
    Dağıttım sonra seni,
    caddelere köprülere savururcasına.
    Oysa nasıl birikmiştin gökyüzüne göz yumarcasına.
    Tırnaklarımla kazımıştım toplayışımı seni.

    Şimdi her yerde sen..
    ama nafile..
    dağıttıkça topluyorum seni bıraktığım yerlerden
    ne kadar uzaksan o kadar yapışıyor yakama bekleyişim
    her geçen gün biraz daha kırılıyor iç sesim
    yalnızlığıma çarpıyorum seni yüzleştirmek için
    hanginiz haklı?

    Yalnız mıyım sensiz mi?
    sonra fark ediyorum
    ne sensizim ne de yalnız...

    Kanım donuyor...
    Usulca bağırıyorum... Avazım çıktığı kadar sebep oluyor sesim susuşuma…


    Şimdi sen; ne zaman dokunsan bir üçüncü tekile ;
    benim parmaklarım acıyor…

    March 07

    Herşeyi ardıma koydum..

       


    Olmayacaksam senin, açmayacaksam vuruşlarına kapımı, haramsa nefesin nefesime
    Toprak helaldir bedenime!

    Aşkın didaktik maddeleri olamıyor işte, koyamıyorsun sınırları, cümlelerin yapman gerekenlerle kurulamıyor.. Onlarda tıpkı benim gibi yarım yamalak gözlerin önünde..
    İnzivalara gebe yarınlar biriktiriyorum sana, korkağın tekiyim geçemiyorum ki karşına..
    Diyemiyorum, “can’ımsın, seninim gel!” diye..
    Anlatmıyor mu duruşum..Bu kadar mı aciz bakışlarım..Bu kadar mı küçücüğüm karşında..

    Kallavi hayalperestliklerim, adına yakılmış düşler arşivimde saklı..

    Ben sana ait olsam ne çıkar, sen başkasının olduktan sonra..
    başkasına bakıp, başkasına dokunduktan sonra…
    Başkasına yanıp başkasına emanet etmişken kalbini, biçareliğimi nasıl atarım küçücük bedenim üzerinden…

    Taksiratım affedilir mi mahşerde..
    Ben canıma değil “sevdama” kıymaya gidiyorum..
    “Sevdam” sevdama kıyacak kadar büyük çünkü!
    Çünkü sen böylesi “sevdamı” göremeyecek kadar “sevdalısın” sevdalına..

    Dar geliyor sokaklar, kaldırımlar kaçırmıyor beni senden..
    Lambalar aydınlatmıyor uzaklarımı..Ayaklarım kaçak ve militan sesler çıkarırken, gece her adımda bağıra bağıra usanmadan yazarken seni içime, ve yıldızlar bile anlayamıyorken sebeb-i terk-i diyarı,
    bir tek sana ait olanlar ilişemiyor, taş koyamıyor sessiz yolculuğuma..
    Çünkü sana ait olan her şey o’nun..
    Geçipte karşıma, o’na sahip bakışını yerleştirirsen gözlerim önüne, ölüme giden bir yaşanmışlık bile bırakmazsın zaten kefenime..

    Herşeyi ardıma koydum..
    Ve almadım düşlerimi de yanıma, rastlarsın zamanı silik bir mekanda..
    Gidiyorum..

    O’na sen, sana ben, bana sevda ve sevdama ölüm kala...

    February 12

    GiT gİt GiT NE OLURSUN..

     
    şimdi içimdeki bütün umut kırıntılarına elveda diyorum bu elveda son değil belki ama ben ilk defa bu kadar içten ediyorum bu elvedayı seni bana bırakan bahara bu esen rüzgarla birlikte içimi ürperten bu elvedayı dahil edip git diyorum
    sana yazılan her satırı hak ettin ne ilktin ne sondun hatta son olanla beraberdin belki umudun kapılarında yatan ben bu elvedayı hakeden sendin elveda
    aşk iki olmazın bir olurda bulunmasıymış sana git derken bile içimi acıtan aşkına sığınıyorum git bu defa ben diyorum
    bırak beni bu koca dünyanın en gizli hallerine ne bilirsin ki hangi şiir satırında bulurum seni ve ya hangi hüzzam ağlatır beni git bu son olsun
    içinde beni bulunduran herşeyi de al giderken ama git daha fazla kırmadan kırılmadan daha fazla içime lehimlenmeden git yoksa elveda diyemem git
    biliyorum şimdi soğuk şehrin de sen yeni ayazlarda yeni tufanlara hazırlanıyorsun sen içine koymaya çalıştığın yalnızlığına bile sığamıyorsun
    sen o sokakların en girilmezindesin çıkamadığın ondan
    sana elveda dedim artık git bırak düşlerimi bırak hayal umuda dönüşmeden bırak bu son olsun
    ben yeni bir yaşama yeni bir ruha kavuşmak seferindeyim omzumda ağırlığın içimde umudun ama git git git ne olursun...
    January 30

    *Aşkla Geleceksen Gel Gülüm *

     
    Kuytularında kaybolduğum şehirden sesleniyorum sana.. Duy beni!! Dilimin ucunda öbek öbek sevdalar biriktiriyorum sana nice zamandır.. Paslı avuçlarımdan yedi iklim döküyorum köprü altlarında titreyen kışların üzerine.. Nedense hala titremekte ellerim,ip üstünde acemi cambaz gibi...

    Tutuversen elimi aşka çağırırcasına ve durdursan kalbim hariç bedenimdeki tüm titreşimleri... Soluklayıp yüzyıllık özlemleri saniyelerin sonsuzluğunda eritsek.. Sonsuza dek bir olsak; bir sen,bir ben olsak... Ve başka hiç bir şey olmasa dünyada....

    Altını çizdiğimiz bir sürü süslü cümlenin satır aralarında kalmış,fark etmeden üstünden geçtiğimiz nice yolda kavuşsa birbirine gözlerimiz tüm ayrılıklara inat... Güneş tutulması kadar güçlü olmalı göz bebeklerimizin tutulması ama kalabalık olmamalı onun kadar.Öyle gelmelisin ki bir ben anlamalıyım geldiğini.. Ürpermeli şehir... Sokaklar ürpermeli, hatta kaldırımlar, elektrik direkleri...

    Hayata dair ama hayattan öte olmalı adımların bana yaklaşırken... Gürültülü olmamalı sevdanın sesi; sessiz, derin ve inceden yaklaşmalı kalbimin tenhalığına... Bir güz günü, gönül kuşlarımı göç etmekten alıkoyacak kadar sıcak olmalı tenin,ardında puslu gülüşler bırakıp gelmemeli yolların bana...

    Yani sağlam olmalı yüreğin, İnanmalısın aşkımızın sonsuzluğuna...
    Dudaklarımızın birleştiği gün, korktuğun en son şey olmalı ölüm...
    Bana aşkı getireceksen, aşkla geleceksen gel gülüm...

    Kısacası, elden düşme sevdalar değil benim istediğim; ya yüreğinin sahibi olmalıyım ya da hiçbir şeyin...
    January 29

    Yine Aylardan Kasım ............

     

    Geçti sayısız ay____içim ürperse de kimi zaman____artık üşümüyorum yâr

     

    "Yaşadığım kadar uzaksın bana.
    Tuttuğum kadar kirli.
    NeFesim kadar gereksiz,
    Sensizlik kadar zorsun.
    Sensizlik kadar öldürücü,
    Ölümsüzlük kadar berbatsın!
    Terkediş kadar acı,
    Terkediliş kadar gerçek.
    Ve ben'sin işte.."

    Esip geçtin ömrümün en güzel yerinden, en güzel yerimden
    Yüreğimden...

    Kimse bi'şey söylemedi
    Kimse bilemedi zamansız akacak yaşları
    Kimse hesap etmedi böylesi bir sevdanın yok yere harcanacağını

    Sana mı toz konduramadım, sevdama mı... ayırt edemedim
    Rotamı sana öyle çevirmişim ki, alıkoyamadım kendimi
    Biliyorum;
    Hata ettim!!!

    Kesmeliydim çığlıklarını içimin, susturmalıydım... Kanatsa da hücrelerimi söyleyemediğim kelimeler, bakakalsa da gözlerim ardına şişelerce su döktüğüm yolara,
    Sonsuz dilsizliğime sığınmalıydım...

    Sığındım!!!
    Senli sonbaharları bıraktım kuytu bir köşeye
    Kalsın o kuytulukta yapraklar, savrulsun
    Serilmesinler yüreğime, üşürüm ben...
    Peşimde soğuklar, peşimde anılar, peşimde zamansız vedalar
    Tüm peşimdeleri bıraktım ben... Sadece sığındım...

    Umutsuzluğun kanatlarına takıldı hayallerim
    Ve yağmur yüklü kara bulutlara döndu gözlerim...

    Git durma bir an bile
    Madem ki satılığa çıkarmışsın yüreğini
    Ve yitirmişsin sende kalan beni
    Şimdi ne rüyalarımın kıyısında
    Ne sığındığım dualarımda
    Ne içinde kaybolup gittiğin yüreğimde
    Yerin yok zaten bende

    Kelimlerin anlamlarını tüketmeden
    Geçmişteki sevdiğim seni kaybetmeden
    Aşkın adını daha fazla kirletmeden
    Git artık nereye gideceksen.

    "Bir teselli ver
    Kırılan gururuma
    Bir tebessüm et
    Unutursun zamanla
    Yine dalmışım aynada
    Yüzüm ağlar
    Yine dalmışım
    Elimde fotoğraflar

    Yine aylardan kasım
    Sanki sende kaldı bir yarım
    Her nefesim her anım
    Sanadır canım"

    Aylardan kasım____dilimde titrek heceler____sığındı bilinmezliğe tüm sesler.

    January 26

    Dil susar bazen yürek konuşur.!

     
    Bazen her şey söner karanlığa bürünür de,
    Sevgilinin gözlerinin parıltısı aydınlatır dünyanı.
    Dudaktan çıkan kelimeler donar da,
    Bir dokunus aşk sözcükleri olur sevgiliye söylenen.
    Güneş ulaştıramaz ışınlarını bedenine de,
    Bir bakışı olur sevgilinin seni ısıtan.
    Bazen kaybolursun yaşam yolunda da,
    İçten gelen tek bir gülüs tek bir gülümseme sana yol olur.
    Dedim ya,
    Bazen dil susar yürek konuşur
    En eski dildir bu sevenler arasında hissedilen
    Ve gözler, konuşan dili olur yüreğin
    Tek bir bakış ömrünü dolduran bir sözcük olur o an
    Gönülden gönüle ulasan en eski yoldur bu
    Sadece sevenlerin bildiği
    Sadece aşıktan maşuka ulaşan bir dildir bu
    Tek bir bakisin dünyanı doldurduğu
    Tek bir gulusun seni aşk sarhoşluğuna sürüklediği
    Tek bir dokunusun tenini yaktığı dildir. yüreğin dili…
    January 24

    Bir Eyvallah Savurdum!!

     

     

                Gidiyorum evet,sevdaya dair fısıldadıklarımı hiç söylenmemiş farz ederek
    Seni arkamda,yüreği kan revan boynu bükük bırakmanın ezikliği üstümde
    Gözyaşlarımı,en gerçekçi acılarımı elime sıkıştırdığım bavula gizleyerek
    Ayrılığın hakkını fazlasıyla yaşayan yaşatan bir sevgili duruşundan ödün vermeden
    Senin gözünde kahpece,ruhumun derinliklerinde asilce fedakarca olması gerektiği gibi
    Gidiyorum..

    Güçsüzsün

    Sakın güçsüz durma yakışmıyor o mahsun eda sana,terki diyarlara yenik düştü bir avuçluk yürek
    Nasıl da emindi sonsuza kadar senin olacağını söylediğinde,inanmış olmak ne büyük ahmaklık
    Aldandın sen de ben gibi,en çok da aşk gibi..
    Katiliyim artık bunca yıl delikanlıca koruduğun kalbinin,ruhunun,seni sen yapan her şeyin
    Haydi ne duruyorsun sitem et hatta utanma ardımdan ayarı bozuk
    Edepsiz,beni olduğum yere yığacak kelimeleri fırlat ok misali
    Yüzüm de sana dönük değil,kıyamazsın bakışlarıma biliyorum
    Bu yüzden sırtımdan vur beni
    Böylesi kahpece bir gidişin kahramanına yakışır bu adice ölüm
    Görüyorsun ya,ben de diğerlerinden farksızım
    Yoksa gider miydim?

    Duyuyorum

    Ah sen yok musun,yine o aşk şarkısını mırıldanıyorsun gitmemem için
    Yanlış zaman yanlış sahne,aşk biraz önce terk etti beni
    Sen de uyan artık bu yalancı düş’ten
    Bu vedanın bir şarkıya açlığı var hadi durma söyle tenor edasıyla
    Git ama biraz ümit kalsın,bir yemin gibi benim aşkım
    Olmadı bu şarkı yanlış seçimlerinden biri daha,beni seçmişliğin gibi
    Ne ümit kalmalı ne de benden bir iz,yoksa ben seni düşünmeden duramam
    Adımlarım beni sensizliğe değil,sana geri döndürür
    Madem giden benim şarkıyı da ben seçeyim,biraz afili olacak bağışla
    Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde,gidiyorum kokun hala üzerimde
    Sana korkular bıraktım bir de yeni başlangıçlar,bir kendim bir ben gidiyorum

    Ağlıyorsun

    Ayağımda çirkin bir çamur,gözyaşların temizlemeye yetmez karanlıklarımı
    Güçlü ol,erkeksin sen
    Raconundandır ağlamalar suratında kimliksiz bir maske gibi durur bilirim
    Sen o kısmı da bana bırak,ben ikimiz için de ağlayabilirim henüz o kadar göçmedim
    Yüzümdeki yalancı tebessüme mi inandın ,hani beni tanıyordun sen
    Yine aynı kelime düşecek dilimden tekrarlamaktan bıktığım repliklere saygıdan
    Ah sen yok musun, canımı acıtan beni elvedasız ayrılıklara mecbur kılan

    Kusura bakma,ayrılığım sana olan sevdam kadar uzun ömürlü olmayacak
    Ben kelebek ömrünü andıran ucuz sevmelerin kızı değilim
    Ayrılık bu bekletmeye gelmez,bir eyvallahı sana bir eyvallahı aşka
    Ve son eyvallahı,kanayan ruhuma bıraktım
    Hoşça kal…